Photo
m) SALAK İNSAN

m) SALAK İNSAN

(Kaynak: olmadikacariz, kumralinoykusu gönderdi)

Text

İnsanı insan yapan akıl mıdır?

Aklı akıl yapan nedir o zaman

Her akıllı insan mıdır?

Peki akıllı var mı bu dünya da?

Aptalız sanırım hepimiz.

Sanmıyorum.

Aptalız.

Kim derse ben insanım diye,

Sadece kıçımla gülüyorum. 

Gülüyorum.

Ne güzel bir şey aslında bu.

Gülmüyorsan eğer bu boktan dünyaya

İnsanlığı geç sen sen olamamışsın.

Dersen sen senmisin diye

Kimiz ki biz?

A.A.K

Text

GDO

Hiç dalından bir domates koparıp yediniz mi? Bu kadar ağır girmek istemezdim konuya. Ama o durumdayız ki yaz kış domates yiyebiliyoruz. Pardon bu ilk söylediğimle alakası yoktu sonra değinecez bu konuya. Evet ne demiştik hiç dalından o mis gibi kokusunun ye beni ye beni dercesine bağıran domates koparıp yediniz mi? Hadi onu geçtim o kokuyu hiç içinize çektiniz mi? Şimdi konuya girebiliriz. Öyle bir konumdayı ki kış ürünlerini yaz aylarında yaz ürünlerinin kış aylarında yiyebiliyoruz. Bu aslında biyolojik olarak normal şartlar altında mümkün yani hormonsuz kış aylarında domates yiyebilirsiniz. Tabii istisna olmasından yarım kiloya karşılık onlarca parayı gözden çıkarmalısınız. Ama dersiniz ki abi biz pazardan alıyoruz hormonsuz kilosu 2-3 lira. Evet doğru ama sadece fiyatı. Bu kadar ucuz olmasını GDO ya borçluyuz sağolsun. Yani o yediğimiz hormonsuz yiyecekler aslında onlarca laboruatardan geçmiş yiyecekler. Ha ben yiyiyormuyum yiyiyorum. Size de yemeyin demiyeceğim. Bazen yemek zorunda kalıyoruz. Ama bilinmeli ki hiçbirşeye mecbur değiliz. Evet konumuza geri dönelim. Bu gün öyle bir besleniyoruz ki kalbiniz parti veriyor. Dıps Dıps tüm organlar yerinden oynuyor. Mecazi değil gerçekten oynuyor. Hastalılar üstüne haslatıklar geçiriyoruz. Bu şehir hayatı sürdürenler için geçerli bir nevi. Karadeniz’de ki köylerde bu duruma rastlamazsınız. Yani istisna olur. Sağlıklı beslenmek her şeyin önceliğidir. Uzun ömrün yanısıra güç ve yaşlandığında hala dinç olunmasını sağlar. Ancak biz şehirliler (!) hepimiz bir laboratuvar faresiyiz. Ne verilirse onu yiyoruz. Fareden farkımız sorgulama özelliğimiz. Yoksa gerçekten faremiyiz?

Bu arada ilk söylediğimde gayet ciddiyim. Bunu bir düşünün. Hayatınızın ne kadar mükemmel olduğunu anlarsınız. Aman ha tarlaya girerseniz ayakkabınıza çamur bulaşabilir!

 

Text

Reklamlar

Reklamlar… Sahte dünyanın meyvesi. Onlar ki bize ihtiyacımız olmadığı halde mal aldırır. Vay be! Reklamlar 2 amaca ayrılır. Tanıtım ve fazla satmak. Tanıtımı bilmiyorum ama fazla satmayı amaçladıkları kesin. O yüzden tanıtım ne kadar güzel olursa ürün o kadar satar. Hatta en güzeli olmalı bu. Örnek verelim, mesela 5 şirket var ve zeytinyağı ticareti yapıyor. Bu şirketlerin anlamadığımız özelliği ise hepsi de birbirinden güzel zeytinyağı satıyorlar. Yani reklamlar bize öyle söylüyor. Bu rekabet içeresinde sizce zeytinyağının gerçek tanıtımı yapılır mı? Lafı uzatmaya gerek yok. Reklam dediğimiz şey yalandan ibaret. Tabii bu hepsi için geçerli değil. Reklamlar kendi kategorisinde birçok katmana ayrılır. Biz ürün reklamlarından bahsettik mesela. Bir de sosyal mesaj veren reklamlar ve sadece tanıtıma dayalı reklamlar var. Sosyal mesaj verenler genelde iyi huylu reklamlardır (aynen öyle reklam dediğimiz şey kanser gibidir) Mesela Sağlık Bakanlığının reklamları, Greenpeace, WWF, Uluslararası Af Örgütü gibi örgütlerin, kurumların yayınladığı reklamlar insanları bilinçlendirmeyi ele alır. İyidir güzeldir bunlar. Ha tabii derseniz bilinçlendirdiğini nereden biliyoruz, bilmiyoruz. Bizim bakmamız gereken bir kuruma vs. çatışması var mı eğer varsa ikilemde kalındığından pek bilinçlendirmeyi ele almaz bu reklamlar. Size doğru olanı bulun mesajı verirler. Ancak Sağlık Bakanlığının yayınladığı “Sigarayı Bırakın” reklamları tamamen bilinçlendirmeyi ele alır. Sadece tanıtıma dayalı reklamlara gelecek olursak bunlar her seçim öncesi iki dakikada bir karşılaştığımız parti reklamlarını örnek verebiliriz. Bu reklamlar kadar kötü huylu, pis reklamlar yoktur. Elmayı armut gibi gösterirler bize. Çatışmada vardır, yalanda. Onu seçme bunu seç derler. Ürün reklamları bunların yanında çırağın çırağı kalır. “Ağbi bana geta açsana” derler, anlıcağınız beladır bunlar. Bu reklamlar ile karşılaşırsanız şansınız varsa kulağınızı tıkayın. Aman ha gözlerinizi kapamazsanız psikolojiniz ağır bir darbe alabilir! Reklamlar aslında iyidir güzeldir ama ne zaman dürüst bir reklam karşıma çıkar o zaman bunu gönül rahatlığı ile söyleyebilirim. Hiç bir zaman mı? Hmm… 

Video

Gözlerimizdeki bandı kaldırmak biliyorum çok acı veriyor. Ancak hayatınız boyunca o bant ile yaşayamayacağımızın farkındasınız. Ne duruyorsun bandı kaldırsan ya!

Text

Tembellik

yazıları kopyalayacak kadar tembeliz/m :)

“Toplumun McDonaldlaştırılması” kitabını tavsiye ediyorum güzel kitaptır. Ancak konumuz bu değil. Konumuz Tembel Hayvan. Tembel Hayvan ikiye ayrılır. Bir kendi türü diğeri insanlar. İnsanları ele alalım. Günümüzde mekanikleşme oldukça, teknoloji geliştikçe (tabiri caizse tabii) nev-i beşerin tembelleşme hastalığına yakalanma oranı artar. Artar değil direk tembelleşir. Mesela eskiden sabah koşuları falan olurdu değil mi? Yine oluyor olmuyor değil ancak evde bir aletin üzerinde koşmak daha rahat geliyor insana. Oksijensizlikde cabası olsun canım ne gerek var (!) Sonra bazen 20 basamak çıkamaz hale bile gelebiliyoruz. Yürüyen merdivenler yaşlılar, sakatlar için yapılmış bir şey aslında. Ancak ne var ki maalesef tüm milletimiz sakat. Yürüyen merdivenlerde sıra oluyoruz. Asansörlere değinmiyorum bile. 1 km için bazen otomobile otobüslere biniyoruz. Yürümeyi boş yere öğrendik zaten lazım değil pek. Emeklesekde olurdu. Aslında bu saydıklarımız insana zarar vermese önemli değil derim ancak bu saydıklarımız ne kadar faydalı gözükse dahi insana o kadar zarar veren şeyler. Öncelikle insanı bu saydıklarımız kondisyonsuzlaştırır. Hareket oranı azaldığından akçiğer tıkanmasından kalp krizine kadar yan etkileri olabilir. Ancak bunları yapmazsak yoruluruz. Yorulmadan bir iş yapmaya çok alışığız ya yorulmak bize kalp krizinden daha şiddetli bir hastalık olarak gözüküyor. Ki öyle ancak bizim bashettiğimiz sahilin yanında kum tanesi kalır. İnsanlar günümüzde öyle bir tembelleşiyor ki bazen oturduğu yerden kalkıp kumandayı almaya bile üşenebiliyor. Üşünmek. Tembelliğin yan adı ama bu zama güncelleme demek gibi bir şey. Ne zaman üşünmekten üşeniriz (ki bu çok yakın) insanoğlu diye bir şey kalmaz ancak diyorum ki kıçınızı oturduğunuz yerden kaldırıp bari bir spor yapsanız insanoğlunun geleceğini temellemdirirsiniz. Ha bunu uygulamayacak kadar yeteneksizseniz tamam siz bilirsiniz. İnsanları yan yana koysak bi Karadeniz kadar bir yer tutmuyormuş. Mezar arıyorsanız yer var yani.

 

Text

Dram ve Medya

Bizim milletimizde bir dram manyaklığı vardır. Öyle ki medya bunu çok güzel değerlendirir. Televizyonu açtığınız anda karşınıza yığınla dram haberleri, diziler, müzikleriyle karşılaşırsınız. Gündüz programları (nağmıdeğer kadın programları) sırf dramı ele alır. Bi kaç kadın çıkar “kaynanam ben dövüoo ıııı eziyo beniii..” diye haykırır. Normalde bu gibi olaylarla polisler ilgilenir ancak ne var ki bizi milletimiz çok yargılayıcı bi zihniyeti vardır. Kesinlikle, zihniyet.  Aynı şekilde programda bir kaç kadın çıkar beddua falan okur o kaynanaya. Haberlerin ise yüzde 75’i ölüm haberlerini ele alır. Motorsiklet ile kaza yapmışlar, cinnet geçirmiş babalar… Aslında durum şu; o kadar çok drama maruz kalıyoruz ki bunlara tepkimiz anlık oluyor, bazen hiç tepki vermiyoruz. Bir medyanın cinnet geçirmiş bir kişiyi haber yapması kamuoyunu neden ilgilendirsin ki? Bunu gösteriyorlar çünkü halkı duyarsızlaştırıyorlar. Savaşların normal bir şey olarak görülmesinin ana nedeni bu haberler. Güzel strateji. Dramı sevme nedenimiz yaşadığımız hayatın etkisi çok büyük. İnsanların yaşamı dram üzerine kuruludur. Dizilere bakmanın nedeni de bu. Dizilerde kendi hayatımızı görürüz. Aaa bak bu olay benimde başıma geldi… kızcağız nasılsa zor durumda bak bak bak… Ali kaptan ölsün! Kin nefret içimize işler dramda. Dizilerde dram söz konusu ise görüldüğü üzere Ali kaptan ölsün tepsiki normaldir. Burada insanlarımızı suçlamıyorum, suçlu biri varsa o da medyadır. Televiyonun geniş kitleye yayılması bu şekilde sağlanmıştır. İnsanların duyguları ile oynayarak, istisma ederek. Şunu düşünün acaba ölüm haberleri intihar haberleri bizi neden ilgilendiriyor? Bu haberleri gerçekten duyma gereğimiz  var mı? Cevabınız hayır ise sizi akşam haberlerini seyretmeyenler grubuna alalım. Dram gereklidir ancak fazlası bunu öldürür. O yüzden halkımızın çoğu dramı sevdiğini zanneder. Dram sevilmez ya neyse…

Text

Popülerizm

Çağımızın en büyük hastalığı herhalde popülerizmdir. Öyle ki egoizmin tavan yaptığı durumdur bu popülerizm. İnsanlar tamamen bencildir kendinden başka kimseyi önemsemezler bu durumda. Amaç her zaman daha popüler olmaktır ve bunu sağlamak için kişi başkaları ezer ve onun üstünden popülerite kazanır. Çok acımasızca değil mi? Peki o zaman niye yapıyoruz? Toplum öyle gerektiriyor. Geçerli bir cevap aslında. Aynen öyle toplum öyle gerektiriyor. Toplum bashettiğimiz gibi popülerite yani egodan besleniyor. Ve bu egoyu öyle bir kullanıyorlar ki gözü başka bir şey görmüyor. Her konuda. Beni ilgilendirmiyorsa bana ne? Aslında egoyu ele alırsak bir nevi sanatı ortaya çıkaran bir şeydir. Müzik vs. hep egonun ürünüdür. Ancak bizim bahsettiğimiz egonun yanlış kullanılıp onu yanlış yollardan tatmin etmek. Popülerizmde popüler olmak için başkalarını ezmek gerekir dedik. Örneğin kişiyi aşağılayarak kendini üste çıkarmak haksızken belki haklı yapmak, bu durumu gerçekleştiren kişiyi toplumda saygınlaştırır ve popülerleştirir. Tabii sözde (!) Popülerizmin meydana getirdiklerine bakacak olursak; moda, magazin, bazı şarkı türleri (pop, rap…) Bunlar popülerizmin ürünüdür. Bu saydıklarımız kişiyi popülerleştirir. Aslında önemli olan bu saydıklarımız değil. Şuana kadar tanım yaptık. Bizim görmemiz gereken nokta bu durum için insanların nasıl egoistleştiği başkalarını nasıl ezdiğidir. Bu sistemi kabul etmeyenlere yapılan baskılar ve dışlamalar buna dahil. Çevremizde karşılaşmışızdır mesela pazar günleri televizyonda tüm öğlen magazin programı verilir. “Ben magazin seyretmiyorum çok saçma” dediğiniz an herkes size farklı gözle bakar. Sanki intihar edicem demişsiniz gibi. Tepki şudur “Nasıl saçma? Değişik olmaya çabalama kuytu köşede izlediğini bilmiyoruz sanki hıııııı” Toplum kendinden farklı kişileri kabul edemez. Onu yapmacık olarak görür. Ki öyle bir insan nasıl olur da magazin veya modayı takip etmez. Olur şey değil! Burada dediklerimden moda düşmanı veya magazin düşmanı tanımı çıkmasın sadece bu saydıklarımız uğruna yapılanların düşmanıyım ve başkaları ezilirken görmek içimi burkuyor. Toplumun bize sunduğu maskeyi neden giymek zorunda kaldığımızı bir düşünün. Giyimeyenlerin halini de…

Video

“Herkes eşittir fakat bazıları daha eşittir hayatta.” Reklamlar insana olmayan bir şeyi çok güzel gösterir derdik. Oysa olan şeyler ne kadar acıklıymış değil mi? Mükemmel bir istisna olsa gerek bu reklam. Hayat… 

Photo
“Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser” Karl Marx

“Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser” Karl Marx